EĞİTİM Mİ, İTAAT Mİ? SINIFLARDAN FABRİKALARA: EĞİTİMİN SANAYİLEŞMESİ DÜŞÜNMEYEN TOPLUM NASIL YETİŞTİRİLİR?

 EĞİTİM Mİ, İTAAT Mİ?

SINIFLARDAN FABRİKALARA: EĞİTİMİN SANAYİLEŞMESİ

DÜŞÜNMEYEN TOPLUM NASIL YETİŞTİRİLİR?

Küresel Eğitim Sistemlerinin Sanayi Mantığı, İtaat Kültürü ve İnsan Merkezli Öğrenmenin Erozyonu Üzerine Eleştirel Bir İnceleme

Özet

Bu çalışma, modern eğitim sistemlerinin dünya genelinde neden giderek daha fazla bireyi öğrenmeden soğuttuğunu, düşünmeyi zayıflattığını ve insanı insan olmaktan uzaklaştıran bir yapıya dönüştüğünü eleştirel bir perspektifle incelemektedir. Eğitimde hâkim olan standartlaştırılmış, ölçülebilirlik temelli ve itaat odaklı yaklaşımın; bireyin düşünme, sorgulama ve sebep-sonuç ilişkisi kurma becerilerini nasıl bastırdığı tartışılmaktadır. Çalışma, bu yapının tarihsel olarak sanayi toplumunun ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiğini, günümüzde ise küresel ölçekte sürdürülen bir “zihinsel disiplin ve uyum modeli” haline geldiğini savunmaktadır.

Giriş: Küresel Bir Sorun Olarak Eğitim

Bugün dünyanın neresine gidilirse gidilsin, eğitim sistemlerinde ortak bazı özellikler dikkat çeker:
belirlenmiş ders saatleri, yaşa göre standart beklentiler, merkezi müfredatlar, test odaklı ölçme yöntemleri ve öğrencinin öğrenme hızından bağımsız ilerleyen programlar.

Bu yapı yalnızca belirli ülkelerin değil, küresel eğitim düzeninin ortak bir problemidir. Eğitim, giderek anlam üretme süreci olmaktan çıkıp, bilgi parçalarının hızla aktarıldığı ve aynı hızla unutulduğu bir bilgi bombardımanına dönüşmektedir. Bu durum, öğrenciyi öğrenmeye değil; uyum sağlamaya, talimatları yerine getirmeye ve sorgulamamaya yönlendirir.

Sanayi Modelinin Eğitime Yerleşmesi

Eğitim sistemlerinin bugünkü yapısını anlamak için 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başına bakmak gerekir. Sanayileşme ile birlikte toplumların ihtiyaç duyduğu insan profili; sorgulayan bireyden çok, zamanında gelen, verilen işi yapan ve kurallara uyan birey olmuştur.

Bu dönemde eğitim:

  • Zaman çizelgelerine bağlanmış,

  • Standart çıktılar üretmesi beklenen bir sisteme dönüşmüş,

  • Okullar, üretim hattı mantığıyla örgütlenmiştir.

Öğrenci → işçi
Öğretmen → vardiya sorumlusu
Okul yönetimi → fabrika yönetimi

Bu benzetme mecazi değil, tarihsel olarak birçok eğitim düşünürü tarafından doğrudan dile getirilmiştir (Dewey 1916; Illich 1971).

Öğretmeden Ölçen Sistemler

Modern eğitim materyallerinde sıkça görülen temel problem şudur:
Öğretilmeden beklenen beceriler.

Öğrenciden;
dilsel yapıları, mantıksal ilişkileri, soyut kavramları, neden-sonuç bağlantılarını önceden biliyormuş gibi davranması istenir. Bu durum öğrenciyi öğrenmeye değil, tahmin etmeye zorlar.

Zamanla öğrenci şunu öğrenir:

“Anlamam gerekmiyor, doğru cevabı bulmam yeterli.”

Bu, düşünmenin değil; itaatin öğrenilmesidir.

İtaat Kültürü ve Düşünmenin Bastırılması

Eğitim sistemlerinin giderek daha fazla eleştirilmesinin temel nedenlerinden biri, itaati ödüllendirmesi, sorgulamayı ise cezalandırmasıdır.
Soru soran öğrenci “zor”,
kalıbın dışına çıkan öğrenci “uyumsuz”,
neden-sonuç arayan öğrenci “programı aksatan” olarak görülür.

Bu durum tesadüfi değildir. Eğitim sosyolojisi literatüründe, bu yapının toplumsal düzeni sürdürülebilir kılmak adına bilinçli olarak tercih edildiğini savunan çok sayıda çalışma bulunmaktadır (Bowles ve Gintis 1976).

Eğitim Vakıfları, Güç ve Eleştiriler

  1. yüzyılın başlarında eğitim alanında faaliyet gösteren büyük vakıflar ve finansal aktörler, eğitim politikalarının şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Bu yapıların bazıları, eğitimi daha erişilebilir kılmayı amaçladıklarını savunurken; bazı eleştirmenler ise bu müdahalelerin standartlaştırılmış, kontrol edilebilir ve uyumlu bireyler yetiştirme hedefini güçlendirdiğini öne sürmüştür.

Bu eleştiriler, özellikle eğitim tarihçileri ve eleştirel pedagoglar tarafından dile getirilmiş; eğitimin, insanın potansiyelini açığa çıkarmaktan çok, mevcut sistemin devamını sağlayan bir araca dönüştüğü iddia edilmiştir.

Bu noktada önemli olan şudur:
Bu tartışmalar marjinal değil, akademik literatürde açıkça yer alan sorgulamalardır.

İnsan Neden Bu Sistemden Soğuyor?

Çünkü insan:

  • Makine değildir

  • Tek tip değildir

  • Aynı hızda öğrenmez

  • Aynı şekilde düşünmez

Eğitim, bu gerçekleri yok saydığında, birey öğrenmeden soğur.
Sorun “öğrencinin yetersizliği” değil; sistemin insana yabancılaşmasıdır.


Sonuç: Başka Bir Eğitim Mümkün mü?

Bu çalışma, modern eğitim sistemlerinin insanı merkeze almaktan uzaklaştığını ve düşünmeyi değil, uyumu öğrettiğini ortaya koymaktadır. Eğitim; bireyi itaate zorlayan bir mekanizma değil, insanı insan yapan düşünme kapasitesini geliştiren bir alan olmalıdır.

İnsan değerli bir varlıktır.
Eğitim sistemi bu değeri törpülemek için değil, açığa çıkarmak için var olmalıdır.


Bu noktada artık mesele pedagojik bir tercih değil, insanlığın geleceğine dair bir sorudur.
Eğitim; düşünen, sorgulayan ve anlam üreten bireyler mi yetiştirecek, yoksa uyumlu, itaatkâr ve yönlendirilebilir kitleler mi?

SİZCE BU KURUMLARI SATIN ALANLAR KİMLERDİR?

Kaynakça 

  • Dewey, John. Democracy and Education. New York: Macmillan, 1916.

  • Illich, Ivan. Deschooling Society. New York: Harper & Row, 1971.

  • Bowles, Samuel, and Herbert Gintis. Schooling in Capitalist America. New York: Basic Books, 1976.

  • Freire, Paulo. Pedagogy of the Oppressed. New York: Continuum, 1970.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İNGİLİZCE ÖĞRENME SANATI: BAŞARIYA GİDEN YOL

Zihnin Sahnesi: Her Kelimenin Bir Hikâyesi Var

Geleceğin Dahileri: Yasin ve Alparslan’ın İlham Veren Hikâyesi